Makale

Hicri Takvim

Hicri Takvim
Hicri Takvim

بِسْــــــــــــــــــمِ الله الرحمن الرحيم

Hamd Dikenler içinde gül, kara topraklar içinde sümbül yaratan yegâne kanun koyucu ve en mahrem gaybın izzet perdesinde, bâtın olan Allah'a mahsustur.       

Müebbet muhabbetin adı olan Muhammed’e  صلى الله عليه وسلمo pak Aline ve yeryüzünde رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُۜ Allah onlardan razıdır onlarda Allahtan razıdır. Rütbesini alan Ashabına ve kıyamete kadar ta gutları reddetmek suretiyle yüce yaratanın inzal buyurduğu kanunlara temessük edip ve yine yaratanın inzal buyurduğu kanunların mukabilinde Heva ve hevesten çıkarılan batıl kanunlara (لَا) diyen küfrü değil hidayeti tercih eden şirki değil tevhidi tercih eden zulmeti değil ilahi nuru tercih eden zilleti değil izzeti tercih eden cehaleti değil ilmi tercih eden köleliği değil hürriyeti tercih eden ve kıyamete kadar açık olan tevhit koridorunda yılmadan usanmadan canıyla ve malıyla yürüyen yeryüzünde fitne kalmayıp din âlemlerin rabbinin oluncaya kadar cihat eden tüm dünya Müslümanlarına salat ve selam olsun.

Kardeşlerim malum olduğu üzere yeryüzünde Her dinin, her milletin kendilerine göre mukaddes gördükleri veya diğer zaman dilimlerinden farklı kabul ettiği kendilerine has bir takım belirli gün ya da ayları vardır. Yegâne kanun koyucu Mevla’mızın indinde hak din olan İslâm’da da bu tür gün, gece ve aylar vardır. Şüphesiz beşeriyet için ziyadesiyle kıymet ar zeden en değerli mefhumlardan birisi de zamandır. Zira her husus her vakıa dediğimiz şeyler zaman içinde var olmakta, gelişmekte ve yine zaman içinde izale olmaktadır. Mesela İnsan hayatında en çok kıymet ar zeden ve ziyadesiyle önemli bir yere sahip olan ilim, amel, zaman içinde elde edilebilmektedir. Zamanı, gerektiği şekilde değerlendirebilen insanlara hem dünyada hem de ahirette huzur kapıları açılacaktır. Zira Kur’an-ı Kerim’de zamanın öneminin bir sûre ile vurgulanması gerçekten anlamlıdır: 

إِنَّ الْإِنسَانَ لَفِي خُسْرٍ  وَالْعَصْر “Andolsun  asra ki insan gerçekten ziyan içindedir...” (Asr, 103/1)

نِعْمَتَانِ مَغْبُونٌ فِيهِمَا كَثِيرٌ مِنَ النَّاسِ: الصِّحَةُ وَالْفَرَاغُ

İki nimet vardır ki insanların çoğu bunların değerinden habersizdirler. Bunlar sağlık ve boş zamandır.” Buhari, Rikâk, buyurmak suretiyle zamanın ve sağlığın önemine dikkat çekmiştir.

Malum olduğu üzere Muharrem ayı Allaha iman eden Müslümanların takvim başlangıcı, hicri yılbaşıdır. Nebi صلى الله عليه وسلم Mekke’de on üç yıl insanları Allah’a davet etti. Bu daveti kabul etmeyen müşrikler Nebi صلى الله عليه وسلم ve Müslümanlara baskı yapmaya başladılar. Bunun üzerine nebi صلى الله عليه وسلم Müslümanların Medine’ye hicret etmelerini emretti. Kendisi de miladi 622 yılında Allah’ın izin ve emriyle hicrete karar verdi.  Ebubekir رضي الله عنه ile birlikte Hicret etti.

Hicri takvim: Muharrem ayı, 12 ay ve 355 gün olan kameri yılın ilk ayıdır. Adından da anlaşılacağı üzere, kameri yılda güneşin değil ayın hareketleri esas alınmaktadır. Hicrî tarih, efendimiz Muhammed' in صلى الله عليه وسلم Mekke'den Medine'ye göç edişi ile başlar. İslamiyet'ten önce, her önemli olay tarih başlangıcı olarak kabul edilirmiş. En son fil vakası da takvim başlangıcı olarak kabul edilmiştir. 

Ömer’in رضي الله عنه halifeliği döneminde hicretin 16. yılında Miladi 638 yılında Ömer رضي الله عنه Medine'de bir meclis topladı.  O toplantıda Ali'nin رضي الله عنه teklifi ve mecliste bulunanların kabulü ile Muhammed'in صلى الله عليه وسلم Mekke'den Medine'ye hicreti, İslâm tarihinin (hicri takvimin) başlangıcı ve muharrem ayının da bu yılın ilk ayı olması kararlaştırılmıştır.

اِنَّ عِدَّةَ الشُّهُورِ عِنْدَ اللّٰهِ اثْنَا عَشَرَ شَهْرًا فى كِتَابِ اللّٰهِ يَوْمَ خَلَققَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ مِنْهَا اَرْبَعَةٌ حُرُمٌ ذٰلِكَ الدّينُ الْقَيِّمُ فَلَا تَظْلِمُوا فيهِنَّ اَنْفُسَكُمْ

“Şüphesiz, Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı günkü yazısında, Allah katında ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır. İşte bu Allah’ın dosdoğru kanunudur. Öyleyse o aylarda kendinize zulmetmeyin.” Tevbe/36.ayet.

“Haram aylar” Cahiliye devri uygulamasına göre, hürmet edilmesi gereken, savaş yapılması ve kan dökülmesi yasak olan Kameri aylar demektir. “Haram aylar” nitelemesinin, bu aylarda yapılacak ibadetlere daha çok sevap, günahlara ise daha çok ceza verilecek olmasına dayandığı da ifade edilmiştir. Bu aylardan Muharrem birinci, Recep yedinci,   Zilkade on birinci ve Zilhicce de on ikinci aydır. Bu dört ayın hürmeti öteden beri süre gelen dini bir uygulamadır. İbrahim ve İsmail عليه السلام zamanından beri Araplar bu esasa riayet ede gelmişlerdi. Cahiliye devrinde bile buna riayet edilmiş, haram aylarda savaş yapılmamıştır, yılın bu dönemi bir barış zamanı olmuştur. 

Hicri Takvimin ilk ayı olan muharrem ayının İslam tarihinde oldukça önemli bir yeri vardır. Bu ayın onuncu gününe "Aşura Günü" denilmektedir. “Aşr ve âşir Arapça’da “on” demektir.” Allah resulünün صلى الله عليه وسلم resul olmadan ve olduktan sonra da devam ettiği bu oruçtur. İbn Abbas رضي الله عنه rivayet ediyor:

قَدِمَ رَسُولُ اللّهِ صَلَّي اللّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ الْمَدِينَة فَرَأى الْيَهُودَ تَصُومُ يَوْمَ عَاشُورَاءَ فَقَالَ: مَا هَذَا؟ قَالُوا يَوْمٌ صَالِحٌ نَجَّى اللّهُ تَعَالَى فِيهِ بَنِى إِسْرَائِيلَ مِنْ عَدُوِّهِمْ فَصَامَهُ مُوسَى. فَقَالَ صَلَّي اللّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: أَنَا أَحَقُّ بِمُوسَى مِنْكُمْ فَصَامَهُ وَأمَرِ بِصِيَامِهِ

Resûlullah صلى الله عليه وسلم Medine'ye gelince, Yahudileri Aşure günü oruç tutar gördü. Onlara: "Bu da ne, (niçin oruç tutuyorsunuz)?" diye sordu. "Bu, sâlih (hayırlı) bir gündür. Allah, o günde Benî İsrail’i düşmanlarından kurtardı. (Şükür olarak) Musa o gün oruç tuttu" dediler. Resûlullah صلى الله عليه وسلم "Ben Musa'ya sizden daha layığım" buyurup o gün oruç tuttu ve Müslümanlara da tutmalarını emretti." buyurdu ve o gün oruç tuttu, tutulmasını da emretti. Ebu Davud, Savm 

Yazışmalar ve iktisadi sahalarda rahatlıkla kullanılan bu takvime karşılık milâdî takvimde, ziraata ait vergilerin toplanmasında yardımcı olmuştur. İslâm takvimi, Müslümanlara mâl olmuş bir takvimdir ve hatta okuma yazması olmayan bir kimsenin bile kullanabileceği bir vasıtadır. Bu takvimin hesaplarını yapmak, ramazanın ne zaman başlayacağını bilmek, ne zaman namaz kılınacağını belirlemek için ince astronomi bilgilerine gerek yoktur. Ayın 29. günü güneşin battığı taraftaki gök ufkuna dikkatle bakılır, şayet yeni ayın o incecik hafif batı ufku üzerinde görünmüşse, ay doğmuş ve takvime göre ertesi ayın ilk günü başlamış olur: Hilâlin bu görüntüsü 5-6 dakika sürer ve sonra kaybolur. Şayet bir görüntü tespit edilememişse ay otuz gün sürecektir bu kesindir, yani ertesi akşam ufukta kesinlikle hilâl görülür. Şayet 29. günü göğün bulutlu olması söz konusu ise o ayın 30 gün süren bir ay olduğu kabul edilir. 

Ayrıca hilâlin hareketleri de kesin olarak belli değildir. Bazen ay bütün hareketlerini 29 günde, bazen 30 günde tamamlar. Hicrî takvim hicreti esas alır. Günümüzde kullanılan milâdî takvim ise İsa'nın عليه السلام doğumunu 'tarih başlangıcı olarak esas almaktadır.

Yegâne kanun kitabımız Kur’an-ı hâkim neden Hicrî takvimi esas kabul ediyor? Şeklinde bir sual tevcih edilirse cevaben deriz ki Hicrî takvimdeki kamerî sistem yaratılışa daha mütenasip olduğu gibi Müslümanlar arasındaki adalete de vesiledir. Kamerî takvim Müslümanlar arasındaki adaleti sağlar

Müslümanların dinî ibadetlerinin ritmini ay takvimi ayarlamaktadır. Bu suretle Kur’an, Müslümanlar arasındaki adaleti sağlamıştır. Çünkü İslam dini, evrensel bir din olup; mensupları, gerek günlerinin uzunluğu gerekse iklim şartlarının farklılık gösterdiği çeşitli coğrafi bölgelerde yaşamaktadırlar. İslam dinindeki namaz ve oruç gibi başlıca ibadetler ise; güneşin doğuş ve batış zamanlarına göre ayarlanmaktadır. 

Şayet İslam ay yılını değil de güneş yılını esas kabul etseydi, bir kısım Müslümanlar hep uzun günlerde oruç tutacak, diğer Müslümanlardan hayatları boyunca daha ağır şartlarda ibadet etmek zorunda kalacaklardı.

Mesela Hicri takvimde Ramazan Ayı miladiye göre her sene 11 gün daha erken geldiği için her mevsimi tek tek gezmektedir. Böylece bütün Müslümanlar ömürleri boyunca hep aynı ayda değil yılın her ayında her mevsiminde oruç tutmuş olurlar.

Kamerî takvim fıtrata daha uygundur

Ebu'd Derda’dan رضي الله عنه rivayet edildi ki: "Habibim yaşadığım müddetçe terk etmeyeceğim her ay 3 gün oruç tutmayı tavsiye etti." Müslim

Her ayın “eyyamı beyd” denilen 13,14,15. günleri miladiye göre değil Hicri Takvime göre hesaplanır. Bu günlerde ise Nebi صلى الله عليه وسلم Efendimiz oruç tutmayı tavsiye etmiştir.

Nebi صلى الله عليه وسلم Efendimiz ‘in Dolunay vaktinde oruç tutulmasını tavsiye etmesinin hikmeti bilim adamlarınca asırlar sonra anlaşılmaktadır. 

İşte tam bu günlerde Resulullah صلى الله عليه وسلم Efendimiz sadece ay takviminde söz konusu olan “eyyam-ı beyd” oruçları tavsiye etmektedir. 

Çünkü oruç; dolunayda gerçekleşen insan vücudundaki psikolojik ve fizyolıjik dengesizliğin de sükûnet bulmasına sebep olup işlenebilecek suçlara da mani olacaktır.

Dünyanın biyolojisi kameri takvimle planlanmıştır.

Çiçeklerin açmasından tohumların yetişmesine, canlıların doğurmasına kadar hepsi kameri takvime tabidir. Bunu herkes farkında olmadan izler. Bütün hayvanların doğum süresi ya 21 gündür ya 28 gündür yahut onun katlarıdır. Yani haftaya tabidir.

(Hafta fikrinin fıtrî kaynağı bir kamerî ayın dörde bölünmesidir. Başka bir deyişle, hafta fikri, ayın dünya etrafında dönerken geçirdiği dört safhanın (yani ay, ilk dördün, dolunay ve son dördün) yedişer gün sürmesinden kaynaklanmıştır.)

Hiçbir doğum, biyolojik hâdise güneş takvimine göre ayarlanmış değildir. Hepsi kameri takvime göre ayarlanmıştır.

Bunun daha ilginci insan hücresinin vücut içerisindeki mitozudur ki o da kameri takvime ayarlanmıştır. Bundan dolayı da kanser tedavisi yapılırken tedavideki süreç 21. gün 28. gün 15. gün gibi belli hücre mitozlarına göre ayarlarlar. Demek ki kâinatın düzenindeki asıl takvim kameri takvimdir.

Hicri takvim hayattaki monotonluğu engeller

Güneş takviminde yılın her ayını her gününü hep aynı mevsimde yaşarız. Fakat ay takviminde durum böyle değildir.

Ay takviminde ise daha bir serbestiz. Yılın her ayını her gününü başka başka mevsimlerde, iklimlerde yaşama, tatma imkânı buluruz. 

Son olarak şunları zikredebiliriz ki. Hicrî ve Rumi takvim uzun müddet Müslümanlarca kullanılmış 26 Aralık 1925 tarihinde yürürlükten kaldırılmıştır. Ömer’in رضي الله عنه tesis ettiği hicrî takvim batılılaşma sürecinin bir devamı olan inkılapların, İslâm hukukunu yürürlükten kaldırması sonucu, bu hukukun bir parçası olan hicrî takvim de kaldırılarak Müslümanların İslâm dünyası ile olan bağları koparıldı.  O halde gelin Mevla’mızın şu ayetini yanımızdan ayırmayalım. 

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَتَّخِذُواْ الْيَهُودَ وَالنَّصَارَى أَوْلِيَاء بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاء بَعْضٍ وَمَن يَتَوَلَّهُم مِّنكُمْ فَإِنَّهُ مِنْهُمْ إِنَّ اللّهَ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ

"Ey iman edenler, Yahudilerin ve Hıristiyanların dinlerini kendinize dost (ve hâkim) edinmeyin. Onlar ancak birbirlerinin dostudurlar. Maide/51.ayet. 


Ahmed Yavuz 547 görüntülenme | 08 Şubat 2022


Pdf Olarak İndir