Makale

Ohal'in Dünü Bugünü Yarını...

Ohal'in Dünü Bugünü Yarını...
Ohal'in Dünü Bugünü Yarını...

Tarihler 15 Temmuz 2016 Cuma akşamını gösterdiğinde, Türkiye’de anormal hareketler olmaya başladı. İstanbul ve Ankara başta olmak üzere yurdun belli bölümlerinde asker sokağa indi. Kimsenin aklına dahi gelmeyen bir şekilde, halkın yoğun olarak sokakta olduğu bir vakitte, üstelik insanların iş çıkışının olduğu vakitlerde, askerler belli güzergahları kapatarak halka evlerine gitmelerini söyledi. İstanbul Beylerbeyinde henüz saat 16:00-17:00 sularında askeri bir hareketlilik yaşandığı çıplak gözle görülmüştü. Fakat bu hareketlilik devletin Milli İstihbarat  Teşkilatı tarafından görülememişti(!). Ardından akşam saat 22:00’ye gelirken, İstanbul Boğaz Köprüsünün Anadolu-Avrupa geçiş yönü askeri araçlar tarafından ulaşıma kapatıldı.

Darbe sırasında Marmaris’te tatilde bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, özel bir uçakla İstanbul Atatürk Havalimanına iniş yaptı. Atatürk Havalimanında açıklamalarda bulunan Erdoğan “Bugün bildiğiniz gibi öğleden sonra bir hareketlilik ne yazık ki silahlı kuvvetlerimizin içinde mevcuttu ve bu hareketliliğin neticesinde de Türk Silahlı Kuvvetlerinin içerisinde bir azınlık ne yazık ki ülkemizin birliğine, beraberliğine….” diyerek öğleden sonra bir hareketlilik olduğunu söyledi. Darbe girişiminden 6 gün sonra El Cezire kanalına verdiği röportajda ise  “4-5 günlük bir tatil için Marmaris'e gitmiştim. Haber bana ulaştı, bu darbe girişimiyle ilgili. Ama önce beni eniştem haberdar etti. İlk önce ciddiye almadım. Ama sonra istihbarat ve çeşitli kanallardan teyit edilince gerekli adımları attık” dedi. Yani darbe girişimi haberini MİT veya Emniyet mensuplarından değil, sıradan bir insan olan Eniştesinin çıplak gözle görüp verdiği bir bilgiye dayandırdı.  Erdoğan, darbe haberini 20:00 sularında eniştesinden aldığını söylese de, önceki açıklamalarında ise saat 17:30/18:30’da eniştesinin haber ettiğini söylemişti.

İçinde bir çok çelişkiyi barındırsa da, MİT’in yaptığı açıklamada, askeri bir ayaklanma ihtimali üzerinde durduklarını, darbe iddiasının kaynağına gidilerek bilginin doğru olup olmadığının teyit edildiğini belirtti. Nitekim MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın 16.00’da Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar’ı telefonla bilgilendirdiği, 16.30’da MİT Müsteşar Yardımcısı’nın Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Yaşar Güler’le karargâhta görüştüğü, 18.00’de Hakan Fidan’ın karargaha giderek Orgeneral Hulusi Akar’la bizzat görüştüğü kamuoyuna yansıdı. Ardından istihbarat tam olarak teyit edilememesine rağmen MİT Müsteşarı Fidan, Marmaris’te otelde dinlenen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın koruma müdürü Muhsin Köse’yi bizzat arıyor. Fidan, “Karadan, havadan ya da denizden gelebilecek bir tehdide karşı önlemleriniz var mı?” diye soruyor ancak o sırada tam teyit alamadığı için “Bir darbe girişimi başladı” diyemiyor. Fidan, ihtiyaten yaptığı bu uyarıya karşılık, “Önlemlerimiz var” yanıtını alıyor. 

Bir diğer sahnede ise, dönemin Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, darbe akşamı MİT yerleşkesinde Hakan Fidan ile akşam yemeği yiyor. Bu sırada Mehmet Görmez’in eşi arayarak, “Mehmet darbe oluyor” diye eşine haber veriyor. Bunun üzerine Görmez ise, MİT’te olmanın verdiği güvenle, “MİT Başkanı ile yemek yiyorum, böyle bir şey olsa ilk onların haberi olur, onlar öyle bir şey demedi, belki terör saldırısıdır” karşılığını veriyor.

Darbe girişimine karşı halkın ayaklanması/ayaklandırılmasından sonra ise, darbecilerin halk üzerinde uyguladığı şiddet, dayanılmaz görüntülerin ortaya çıkmasına sebep olmuştu. Darbe girişimine karşı durarak sokağa çıkan vatandaşlardan  248 kişi yaşamını yitirirken,  2196’sı ise yaralanmıştı.

Ardından Milli Güvenlik Kurulu (MGK) ve Bakanlar Kurulu olağanüstü toplantı yaparak,  3 ay süreyle geçerli olacak Olağan Üstü Hal (OHAL) kararı aldı. Kararı bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan açıklarken şöyle konuştu: “Olağanüstü hal ilanının amacı ülkemizde demokrasiye, hukuk devletine, vatandaşlarımızın hak ve özgürlüklerine yönelik bu tehdidi ortadan kaldırmak için gereken adımları en etkin ve hızlı şekilde atabilmektir. Şu anda şu siyasi, parti bu siyasi parti... Bunun üzerinde duracak değilim ama Cumhurun Başkanı olarak ben milletimle iftihar ediyorum ve milletimizle birlikte inanıyorum ki bütün bu engelleri aşmak suretiyle demokrasi tarihine bir kahramanlık destanını Türk milleti olarak biz yazmış oluyoruz. Bu böyle anılacaktır.” Ayrıca Cumhurbaşkanı Erdoğan, OHAL süresince halkımızın normal yaşantısında herhangi bir değişiklik olmayacağını ve ekonomik anlamda problem yaşamayacağımızı da sözlerine ekledi. Gelelim OHAL’i tanımaya..

OHAL nedir? Bu Karar Hangi Durumlarda Alınır?

27 Ekim 1983 tarihinde yürürlüğe giren 2935 sayılı Olağanüstü Hâl Kanunu kapsamında tabii afet, tehlikeli salgın hastalıklar, ağır ekonomik bunalım ve “anayasa ile kurulan hür demokrasi düzenini veya temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmaya yönelik yaygın şiddet hareketlerine ait ciddi belirtilerin ortaya çıkması veya şiddet olayları sebebiyle kamu düzeninin ciddi şekilde bozulması” şeklinde gerçekleşen durumlardan ötürü alınan olağanüstü kararlar/yaptırımlar olarak tanımlanmaktadır.

OHAL uygulaması gereği Kanun Hükmünde Kararnameler(KHK) çıkartılarak, OHAL’de uygulanacak yaptırımlar kamuoyuyla paylaşıldı. Ve hemen ardından, devletin tüm birimlerinde ve  özel sektörlerde FETÖ’cü avına çıkıldı. Bu beşeri hukuk sistemine göre, devletin üst organlarına yerleşmiş olan parelel yapıyı, normal hukuk yolları ile temizleyebilmek imkansızdı. Savcı, hakim, avukat, emniyet müdürü, polis, rütbeli/rütbesiz asker.. FETÖ devletin her hücresinde yerleşik bir şekilde konumlanmıştı. Normal hukuk yolları ile Polis Teşkilatı temizlenmek istense, bu kişiler yine FETÖ’cü savcıların/hakimlerin karşısına çıkartılacaktı. Hakimler temizlenmek istense, HSYK yine bu örgütün tekeline girmişti. Velhasıl, paralel yapı olarak adlandırılan bu yapıyı devlet bünyesinden atmak normal hukuk yolları ile mümkün değildi. Bunu başarabilmenin tek yolu ise, bu yapıyı halk gözünde canavarlaştıracak bir algı oluşturmaktı. Ve bu algıyıda hukuksal zemine oturtmak ile tasfiye sürecine başlanabilirdi.

 O dönem Yasama, Yürütme ve Yargı organlarının her kademesinde elemanı bulunan FETÖ,   geçmişte iftiralarla, sahte/yetersiz deliller ve kumpaslarla suçladığı ve hapse attığı Müslümanların vebalini bu dünyada çekmeye başlamıştı belkide. Güzel bir kampanya ve sloganik söylemler ile FETÖ algısı halk gözünde canavar bir yapıya dönüştürüldü. Sanki bu yapı, 15 Temmuzdan önce iktidar ile yıllardır omuz omuza olmamıştı. Halbuki, Allahın ipine sıkı sıkıya sarılarak tevhidi bir yaşam mücadelesi veren  insanlar, FETÖ ve onun emniyet ve yargıdaki zulümlerini çok iyi bilmekteydi. Ama ne hikmetse bu durum 17 yıldır bil fiil hükümet koltuğunda oturan parti tarafından görmezden gelinmişti.  Kul hakkı yemekten, mazluma karşı zalimlik yapmaktan, Müslümanlar camiaları ve kişileri türlü türlü iftiralarla karalamaktan geri kalmayan bu yapı,  geçmişte yaptıklarının bedelini belkide fazlasıyla ödemeye başlamıştı. FETÖ’cülerin iddia ettiği hukuksuz yargılamalar "İşte kazandıkları günahlarından ötürü zâlimlerden bir kısmını diğer bir kısmının peşine böyle takarız." (6/Enâm, 129) ayetini akla getiriyordu.

OHAL ile birlikte, iktidarın eline büyük bir koz geçmişti. Toplumun her kesiminde başarılı bir şekilde oluşturulan FETÖ algısı ile, iktidara muhalefet olan herkes halk gözünde FETÖ’cü olarak görüldü. Tabiki bu algı rastlantısal bir süreç değildi. İktidar partisinin başarılı ve akıllı toplum mühendisliği çalışmaları ile iddia edilen herşey toplum tarafından kabul gördü. Toplumun neredeyse topyekün olarak kabul ettiği bu algı ile birlikte iktidar partisi, karşısındaki muhalif sesleride kısmayı/kesmeyi başardı. OHAL’in verdiği büyük güç, yapılan herşeyi toplumun kabul etmesiyle orantısız bir güce evrildi.

İlk çıkartılan KHK’lar ile gözaltı süresi 30 güne çıkartıldı. Darbeden 6 ay sonra çıkartılan 684 sayılı KHK ile gözaltı süresi  7+7 güne düşürülsede, Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlardaki gözaltı süresi 30 gün olarak uygulanmaya devam etti. Suçlu suçsuz herkes, henüz ne yaptığını dahi bilmeden kendini nezarethanelerde buldu.  Hakim karşısına çıkartılan FETÖ şüphelisi herkes, “ya taraf olursunuz, ya bertaraf” diyen zihniyetin oluşturduğu baskı sebebiyle, haklarında yeterli delil bulunmamasına rağmen hakimler tarafından verilen kararlarla tutuklandı. Ceza hukukunda “Suçu kanıtlanana kadar herkes masumdur” diye tanımlanan masumiyet karinesi, beşeri hukuku kutsal gören kişiler tarafından çiğnendi. Savcılık makamı tarafından, şüpheli hakkında delil toplayarak suç işleyip işlemediğinin anlaşılmaya çalışıldığı süreç tuzla buz edilerek, şüphelilerin/sanıkların FETÖ’cü olmadıklarını kendilerinin ispat etmesi istendi.  Tutuklanan kişiler, savunma yapması için haklarındaki iddianameyi okuma şansı bile bulamadılar. Beşeri hukukun verdiği en temel haklardan olan “Avukatla görüşme hakkı” KHK’lar ile belli süre kaldırıldı/kısıtlandı. Sanıkların savunma hakkı ellerinden alındı. Aklını üst akla kiraya veren hakimler tutuklama ve mahkumiyet kararları verirken vicdanlarına değil, emir sahibi otoriteye baktılar.

 İktidarın elinde iki büyük günah keçisi vardı. Bunlardan birincisi Fetö’cü olmak, ikincisi ise Daeş’li olmaktı. İktidar kendine muhalefet olan grupları/kişileri, özelliklerine göre bu iki sınıftan birine sokarak zulmetti. Hayatını Allahın emri doğrultusunda yaşamaya çalışan Müslümanlar, Daeş yaftası ile yaftalandı. Gece yarısı evlerine baskınlar düzenlendi. Eşlerinin ve çocuklarının önünde gayr-i ahlaki muameleye maruz kaldılar.

Ohal süresi devamlı olarak uzatılmaya devam ediyor. Bu süreçte iktidar partisi, Askeriye, Emniyet Teşkilatı ve Yargı alanlarında kendinden olmayanları bertaraf ederek kendi adamlarını hızlıca yerleştirmeye devam ediyor. Darbe girişimi ardından alınan OHAL kararı ile birlikte bulunmaz bir fırsat yakalayan Cumhurbaşkanı, bu olağanüstü hal durumunda Başkanlık Referandumu yaptırdı. Partiler arası eşit olmayan propaganda sürecinin ardından, başkanlık sistemine geçiş %2,82 oy farkla kabul edildi.  2019 yılında yapılacak Başkanlık Seçimlerine emin adımlarla ilerlemek isteyen Erdoğan, yaşadığı oy kayıpları sebebiyle, parti teşkilatının en alt ve en üst birimlerinde yenileme çalışmaları yaptırdı.

Velhasıl kelam, görünen o ki, OHAL sürmeye devam edecek. Ta ki 2019 Başkanlık Seçimlerini Erdoğan kazanana kadar. Herkesin kendine göre bir planı var. Allahında..

“Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır.” ENFAL-30

Esselamu Aleykum

Av. Abdulbasit Hun 211 görüntülenme | 09 Ekim 2021


Pdf Olarak İndir