Makale

Rasulullah'ın Güzel Ahlakı

Rasulullah'ın Güzel Ahlakı
Rasulullah'ın Güzel Ahlakı

Hamd Alemlerin Rabbi , Bizi Yaratan, Terbiye Eden, Bize Yol Gösteren, Rehberler Gönderen Allah’a. Salat ve Selam Önderimiz , Rehberimiz, Ahlakıyla Bize En Güzel Örnek Olan Muhammed(as)’a Onun Ehline, Ashabına ve Kıyamete Kadar O’nun İzinden Giden Müslümanlara Olsun.

Alemlere rahmet olarak gönderilen Rasulullah(s.a.s) de bizler için en güzel örnek ve İbrahim(a.s)ın kabul olmuş duasıdır.Niketim Kuran İbrahim(a.s)ın duasını bize şöyle beyan etmektedir:

‘’Ey bizim Rabbimiz, bir de onlara içlerinden öyle bir peygamber gönder ki, onlara senin âyetlerini okusun, kendilerine kitabı ve hikmeti öğretsin, içlerini ve dışlarını tertemiz yapıp onları pâk eylesin. Hiç şüphesiz Azîz sensin, hikmet sahibi Sensin.’’1

Evet Allah öyle bir peygamber gönderdi ki sadece Allah’ın ayetlerini okumakla kalmadı yürüyen kuran oldu, kuranın en güzel yaşanmış halini bize gösterdi. Bize kitabı öğretmekle yetinmedi, bu kitabı hayatımıza nasıl hakim kılacağımızı öğretti ve kendisi de bunun en güzel temsiliydi.

Yine Rabbimiz bir Ayette şöyle buyurmaktadır;

‘’Andolsun, Allah’ın Resûlünde sizin için; Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır.’’2

Rasûlullah nasıl Allah için bir hayat yaşıyorsa siz de yaşayın. O nasıl Allah yolunda savaşıyorsa siz de savaşın. Allah düşmanı müttefik güçlere karşı o nasıl direnç gösteriyorsa siz de öylece sabır ve direnç gösterin.

Evet Rasûlullahın tüm hayatı bizim için en güzel bir örnektir. Çünkü Allah’ın Resûlü örnek kuldur.Allah bizden istediği kulluğu onun şahsında örneklemiştir. Size gönderdiğim bu elçim gibi bir hayat yaşayın buyurmuştur. Tabii Rasûlullah efendimizin örnekliği sadece kendi dönemi ashabını değil, kıyâmete kadar tüm  mü’minleri bağlayacaktır.

Resulullah(s.a.s) hayatı boyunca hikmet,ve güzel öğüt düsturuyla hareket etmiş, her fırsatta muhataplarına İslâmı anlatmaya çalışmıştı. Bir defasında bir bedevi Mescid-i Nebevî’ye gelmiş ve mescidin kumla kaplı zeminine bevletmişti. Bunu gören ashab-ı kiram bu adamı hırpalamaya hazırlanırken, Peygamberimiz(as) müdahale etmiş; bevledilen yere bir kova su döktürdükten sonra bedeviye buraların Allah’ı zikir, namaz ve Kur’an okuma yerleri olduğunu güzel bir uslupla anlatmıştı.3Aynı şekilde yeni müslüman olduğu için namazda konuşulmaması gerektiğini bilmeyen Muâviye b. el-Hakem de cemaatle namaz kılındığı sırada aksıran birisine “Yerhamukallah (Allah sana merhamet eylesin)” deyince ashabın tepkisiyle karşılaşmış, namazdan sonra Rasulullah(s.a.s) ona da aynı uslupla muamele etmişti. Olayı anlatan Muâviye diyor ki: “Anam, babam ona feda olsun. Ne önce ne de sonra Resulullah(s.a.s) kadar güzel öğreten bir muallim görmedim. Beni ne azarladı, ne dövdü, ne de kötü söz söyledi. Sadece namaz bitince şunları söyledi: Namazda dünya kelamı konuşmak doğru değildir. Namaz, tesbih, tekbir ve Kur’an kıraatinden ibarettir”4

Bir başka örnek ‘’ Hanife  Oğulları kabilesinin reislerinden Sümâme b. Usâl, Mekke’ye geldiğinde Allah Rasulu(s.a.s) onu da İslâm’a davet etmiş, ancak Sümâme: “Bunu bir daha tekrar edersen seni öldürürüm” diyerek sert bir tepki göstermişti. Ancak hicretten sonra bir gün Sümâme esir düşerek Medine’ye getirildi. Hz. Peygamber onu tanımıştı. Sümâme’nin mescide bağlanmasını ve ona iyi davranılmasını emretti. Hatta kendi hanesinden yemek gönderdi. Mescide geldikçe onu İslâm’a davet ediyordu. Sümâme ise öldürülmeyi hakettiğini, ama fidye karşılığı bırakılırsa Peygamber’in lütufta bulunmuş olacağını söylemişti. Allah Rasulu(s.a.s)’da ona bir müddet daha güzel muamelede bulunmaya devam etti. Ancak inkarında ısrar edince onun fidyesiz olarak serbest bırakılmasını emretti. Peygamberimizin(a.s) bu sabırlı, affedici ve lütufkâr tavrı karşısında Sümâme Medine dışına çıktıktan sonra müslüman olmaya karar verip geri döndü. Döndüğünde Resûlullah(s.a.s)’a şöyle diyordu: “Ya Muhammed! Daha önce şu dünyada bana senin yüzünden daha sevimsiz gelen bir yüz yoktu. Ama şimdi senin yüzün bana en sevimli yüz haline geldi. Daha önce senin dinin kadar nefret ettiğim bir şey yoktu. Ama şimdi senin dinin bana en sevimli din oldu”.5

 Kur an Allah Rasulu(s.a.s) nün ahlakını överek şöyle buyurmaktadır;

‘’Sen elbette yüce bir ahlak üzeresin’’6

 “Peygamberim, muhakkak ki sen bir yüce bir ahlak üzeresin. Allah’ın istediği gibi yaşaman, vahiyle birlikte hareket etmen ve insanların ıslahı adına onlardan gelecek tüm eziyetlere, tüm yalanlamalara, tüm alaylara katlanıp göğüs germen senin çok yüksek bir ahlâk sahibi olduğundandır. Çünkü zayıflar asla buna tahammül edemezler.”

İlim, hilm, haya, ibadet, cömertlik, sabır, şükür, alçak gönüllük, zühd, merhamet, şefkat, iyi geçinme, edepli olma vb. güzel huy ve hoşa giden davranışlar senin güzel ahlakındandır. Şüphesiz sen Kur’an’ı en iyi yaşayan örnek bir şahsiyetsin. Senin ahlakın Kur’an’ın ta kendisidir. Her müslüman senin ahlâkınla ahlâklanmalıdır.

Evet Onun ahlâkı yüceydi. Çünkü böyle olmasa Allah katında en son ve en mükemmel din olan İslâm tamamlanmış olmazdı. Allah Teâlâ “Bugün sizin için dininizi kemâle erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslâm’ı seçtim”7 buyurmuştu.Mükemmel olan dinin peygamberi de mükemmel olmalıydı. Bunun için Allah onu en güzel ahlâkî faziletlerle donatmıştı. Nitekim Rasulullah‘da “Ben güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim”8 buyurmamış mıydı?

Onun ahlâkı yüceydi. Çünkü hayatında iken ashabını eğitecek, vefatından sonra da kıyamete kadar iman edenler için güzel bir örneklik teşkil edecekti.

Allah Resulü’nün ahlakını en güzel şekilde Hz. Aişe'nin şu sözü tarif etmektedir. "Onun ahlakı Kur'an idi"9

Bunun anlamı şudur: Rasulullah (s.a.s) yalnızca Kur'anî talimatları insanlığa tebliğ etmekle kalmamış, o talimatları kendi zatında da tatbik ederek buna örnek olmuştur. Eğer Kur'an bir şeyin yapılması için emretmişse onu ilk önce kendi nefsinde uygulamış ve bir şeyden menetmişse yine en fazla kendisi o şeyden sakınmıştır. Kur'an'ın fazilet olarak saydığı sıfatlarla süslenmiş, kötü saydığı sıfatlardan da kendini uzak tutmuştur. Başka bir rivayette yine, Hz. Aişe şöyle anlatıyor: "O hiçbir zaman kendi hizmetinde bulunan birisini dövmemiş, hiçbir zaman bir kadına el kaldırmamıştır. Allah için cihaddan başka hiçbir yerde hiçbir zaman kimseye eliyle dahi vurmamıştır. Kendisi için kimseden intikam almamıştır. Fakat eğer bir kimse Allah'ın koymuş olduğu hudutları aşmışsa o zaman sadece Allah'ın rızası için ondan intikam almıştır. İki yoldan kolay olanı seçmek onun sünnetiydi. Ne var ki, kolay olan günah ise müstesna, o zaman ondan en uzak kalan O olurdu."10

Peki acaba Rasulullah’a lütfedilen bu ahlâk bizde de var mı? Elbette bizde de vardır ama bizim sorumluluğumuz kadar. Yani yalan söylememeye, iffetli olmaya, hakkı temsil edebilmeye, hak uğruna can verebilmeye, hakkı ikame edebilmeye, namaz kılabilmeye, oruç tutabilmeye, cihad edebilmeye bizler de hazır yaratılmışızdır. Bu potansiyel şüphesiz bizlerde de vardır. Ya da aksini söylersek, harama meyletmemeye, içkiye, zinaya, kumara, faize bulaşmamaya, imandan ya da küfürden yana tercihte bulunmaya hazır yaratılmışızdır ama bu yaratılışımızı, bu karakterimizi Kur’an’a kanalize edebilirsek, İslâm’la şekillendirebilirsek, işte bu da bizim dinimiz olacaktır.

Merhamet timsali Peygamberimiz(s.a.s) Allah’ın dinini tebliğ ederken çok çalıştı. Bu yolda gayet sabırlı, nazik ve müsamahalı davrandı. Çünkü aslolan insanları kaybetmek değil, kazanmaktı. Kendi ifadesiyle o, adeta ‘’ateşe doğru uçuşan kelebekleri kurtarmaya çalışıyordu’’.11Bu uğurda bütün gayretiyle çalışıyor, olabildiğince sabır ve nezaketle hareket ediyordu. Nitekim Yüce Eğiticisi Kur’an’da “Sen Allah’tan bir rahmet sayesinde onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba ve katı kalpli olsaydın, etrafından dağılır giderlerdi” buyuruyordu.12

Rasulullah(as) insanları islama davet yolunda elinden gelen her şeyi yapıyordu. Ama Allah’ın yasakları ihlal edildiğinde tavrını koymaktan da çekinmiyordu. Çünkü onun ölçüsü “el-Hubbu fi’lllah ve’l-buğzu fi’llah” yani “Allah için sevmek ve Allah için buğzetmek”ti.13 Onun hayatı bunun sayısız örnekleriyle doluydu. Nitekim ‘’Tâif’te kendisini kan revan içinde bırakanlara beddua etmediği gibi, bilakis Allah’tan onların hidayetini istemiş’’,14 ama ’’bir kabileye tebliğ için gönderdiği yetmiş hafız Bi’r-i Maûne denen yerde pusuya düşürülüp müşrikler tarafından şehid edildiğinde adeta ciğeri yanmıştı. Bunun için belki de hayatında ilk ve son defa bir ay boyunca onları şehid eden kabilelere sabah namazından sonra beddua etmişti’’.15  Çünkü burada söz konusu olan kendisi değil, İslâm’ın geleceğiydi. İslâm’ı bilen yetmiş eğitimli insanın şehadeti, İslâm için büyük kayıptı.

Peygamberimiz(as) hayatı onun yüce ahlâkını ve yüksek şahsiyetini yansıtan sayısız örneklerle doludur. Şüphesiz ki o sadece inananlar için değil, bütün insanlık için en güzel örnektir. Kıyamete kadar da örnek olmaya devam edecektir. Bize düşen onun hayatından ibretler almak, hayatımızı onun sünnetine göre şekillendirmeye çalışmaktır. Çünkü İslâm’ı en mükemmel şekilde yaşayan odur.

Allah’ın rızasına ve sevgisine ulaşmak onu sevip, ona tabi olmaktan geçmektedir:

“Ey Peygamber de ki, eğer Allah’ı seviyorsanız, bana tabi olun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah çok bağışlayan ve çok merhamet edendir”.16

Vesselam…

_____________________________________

1) Bakara Suresi -129

2) Ahzab-21

3) Müslim, Tahâre,98-100

4) Müslim, Mesâcid, 33

5) Ahmed, Müsned, II, 246-247

6) Kalem-4

7) Maide-3

8) Mâlik, Hüsnü’l-huluk

9) Müslim, Salâtü’l-musâfirîn

10) Müsned-i Ahmed

11) Buhârî, Rikak, 26

12) Âl-i İmran, 159

13) Ahmed, Müsned, V

14) Buhârî, Bed’u’l-halk

15) Buhârî, Cihad, 184

16) Âl-i İmran-31

Ali Ataş 373 görüntülenme | 09 Ekim 2021


Pdf Olarak İndir