Soru - Cevap

Sakalı kesmenin hükmü nedir?

Sakalı kesmenin hükmü nedir?
Sakalı kesmenin hükmü nedir?

SORU

En kısa bir zamanda cevap vermenizi rica ederim çünkü durum çok acildir. Bu sitedeki kişilere çok güveniyorum. Bu kardeşiniz Mağrib(Fas) da yaşıyor. Tevhid ve Cihad ehli ya da selefi, cihadi bir düşünceye sahip olanlara çokça baskı yapılan bir şehirde yaşıyorum. Bundan dolayı tağutlar cihadi fikre sahip olabilecek her bir şüpheli kişiyi gözetliyorlar ve takip ediyorlar. Bunun için sahih bir akide ve cihadı bulunduğumuz yerdeki insanlara anlatabilmemiz için alınması gereken güvenlik tedbirlerini almamız ve belde halkındanmış gibi gözükmemiz gerekiyor.

Çok güvenilir bir kişinin bana ilettiği habere göre emniyet birimleri pasaportları inceliyorlarmış ve pasaport sahibinin önceden sakallı olduğunu ve yurt dışına çıkmak için sakalını kestiğini anladıkları takdirde Allah düşmanları bu hicret edecek kardeşleri çok çabuk tespit ediyorlarmış. Böyle bir durumda sakal kesmenin hükmü nedir? Sakalı kesmek sadece silahlı cihad veya hicret etmek için sınırlı kalması sahihi olur mu? Sakalı kesmeyi bu durumla sınırlandıran birçok kardeşler var.

Sakalını kesen kişiye has bazı şartlar var mıdır? Kişi tağutların yönetimi altında ve beşeri kanunlarla yönetilen darul küfür de İslami görünüş alametlerini yerine getirmekle emir olunmadığı doğru mudur?

CEVAP

Hamd âlemlerin rabbi olan Allah’a, salât ve selam efendimiz Rasûlullah’a, ehli beytine, ashabına ve yolunu takip eden mü’minlere olsun.

Öncelikle rabbimden; sıkıntıları gidermesini, üzüntüleri def etmesini, cihada yardım etmesini ve tağutları helak etmesini dilerim. Güven ve huzur içinde olma sebeplerinin en önemlisi, İslam şeriatına sıkıca sarılmaktır. Çünkü Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in Müslümanlara tavsiye etmiş olduğu budur. İbni Abbas henüz buluğ çağına ermemiş olmasına rağmen Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) kendisine İslam şeriatına sıkıca sarılmasını emretmişti.  Hadisi şerifte; Ey Abbas! İslam sınırlarını muhafaza et ki, Allah da seni muhafaza etsin. Sen Allah’ın emir ve yasaklarına uyku ki, Allah da her zaman senin yardımında olsun…” Kulun Allah’ın hudutlarını koruması, Allah’ın kulunu korumasına sebeptir. Aynı şekilde hükümetlerin Allah’ın şeriatını koruması, tatbik etmesi, Allah’ın onları korumasına sebeptir. Güven ve huzurun temeli Allah’ın koymuş olduğu emir ve yasakların gözetilmesine ve Allah’ın şeriatından uzaklaşılmamasına bağlıdır.

“İnanıp da imanlarına herhangi bir şirk bulaştırmayanlar var ya, işte güven onlarındır ve onlar doğru yolu bulanlardır.” (Enam, 82) İkinci olarak; Buhari ve Müslim, Abdullah İbni Ömer’den (radıyallahu anhu) tahric etmiş oldukları Hadisi Şerif’te; “Müşriklere muhalefet ediniz dolayısıyla bıyıklarınızı hafifletiniz ve sakallarınızı kesmeyiniz” buyurmaktadır. Hadis; sakalların büyütülmesinin ve olduğu gibi terk edilmesinin vucubiyetine açıkça delalet etmektedir ayrıca sakalları kesmenin ve kısaltmanın caiz olmadığı göstermektedir. Üçüncü olarak; Şer-i hükümlerin temel esası şu ayeti kerimedir; “Allah, insanları taşıyamayacakları bir şeyle sorumlu tutmaz” buyurur. İşte bu sorumluluklardan bir tanesi de sakaldır. Dolayısıyla sakal bırakmakta bu nassın genel anlamı içindedir. Bunlarla birlikte rabbimiz zaruret esnasında yasak olan şeylerin işlenebileceğini bizlere mübah kılmıştır. Bunun yanında İslam şeriatı bu mubahların zaruret miktarınca takdir edilmesi bize emretmiştir.

Bir kulun zaruret adı altında Allah’ın hudutlarını çiğnemesi caiz değildir. Bundan dolayı Allah’ın zaruret halinde mubah kılmış olduğu miktarı takdir etmeyi ayırt edebilmesi gerekir. Ayrıca nelerin zaruret olmadığını ve nelerin ihtiyaç ve nelerin de tahsiniyyat olduğunu iyi ayırt edebilmesi gerekir.

“Allah size ancak ölüyü (leşi), kanı, domuz etini ve Allah'tan başkası adına kesileni haram kıldı. Her kim bunlardan yemeye mecbur kalırsa, başkasının hakkına saldırmadan ve haddi aşmadan bir miktar yemesinde günah yoktur. Şüphe yok ki Allah çokça bağışlayan çokça esirgeyendir.” (Bakara, 173)

Dördüncü olarak; İslami alametlerin Dar’ul Küfür’de terk edilme mevzusuna gelince; galiba sen şeyh İbn-i Teymiyye’nin “Sıratıl Mustakım” kitabının 1/420-421. sayfalarda zikretmiş olduğu şu sözleri kastediyorsun; Müslüman bir kişi günümüzde olduğu gibi Darul harb veya muharib olmayan Darul küfür de kâfirlere zahirde muhalefet etmekle emir olunmamıştır. Çünkü bunda zarar vardır. Hatta dine davet etme noktasında şer-i bir maslahat veya onların gizli durumlarını öğrenme ve Müslümanlara haber verme yahut Müslümanlara gelebilecek bir zararı def etme gibi durumlar söz konusu ise Müslüman bir kişi dış görünüşü itibariyle kâfirlere benzemesi bazen müstehab ve bazen de vacip olabilir. İşte kardeşim! Şeyhul İslam’ın bahsetmiş olduğu gibi bu gibi durumlar mutlak olarak mubah değildir. Dolayısıyla bunların ölçüsü hakiki şer-i maslahatların gerçekleşmesine bağlıdır. Bu ölçüler ise; kişiye bir zarar gelmesi yahut Müslümanlara bir zarar gelmesidir. 

Ayeti kerimede şöyle buyrulur; “Mü'minler, mü'minlerden başkasını (yani) kâfirleri dost edinmesin. Kim bunu yaparsa, o Allah'dan bir şeyin (rahmet ve fazlın) içinde değildir. Onlardan korunmanız için sakınmanız (dost olmanız) hariç. Ve Allah, sizi kendisinden sakındırır (takva sahibi olmanızı ister). Ve dönüş Allah'adır (ruhun ulaşacağı makam, Allah'ın Zat'ıdır)" (Al-i İmran, 28)

Ayette geçen “…Onlardan korunmanız için sakınmanız(dost olmanız) hariç…” cümlesinin manası; Müslüman bir kimse bazı beldelerde ya da bazı zamanlar da kâfirlerden veya onların kötülüklerinden korkarsa görünüş olarak kâfirlerden kendisini sakındırır ve onlara düşmanlığını açığa vurmaz. Fakat kişinin kâfirlere karşı düşmanlığı; niyeti ve içeriden devam eder. Ayette geçen “…Ve Allah, sizi kendisinden sakındırır (takva sahibi olmanızı ister)… Cümlesinin manası ise; korku sebebiyle, kulun Allah’ın belirlemiş olduğu sınırları aşmaması ve böylelikle Allah’ın gazabına uğramama konusunda bir hatırlatmadır. Ayette geçen “Ve dönüş Allah'adır (ruhun ulaşacağı makam, Allah'ın Zat'ıdır” cümlesinin iması ise; kulun bütün yapmış olduğu şeylerden hesaba çekileceğine ve tek tek her şeyin sayılacağına, buna göre cezalandırılacağına veya mükâfatlandırılacağına dair, kulu bir uyarı ve dönüşünün Allah’a olacağı konusunda bir tembihtir. Bundan dolayı kul; cezayı hak edecek bir amelle, Allah’ın huzuruna çıkmaktan sakınsın ve Allah’ın fazlı ile mükâfat ve sevap kazanabileceği ameller işlemek için uğraşsın.

Beşinci olarak; Soru soran kardeşimize nasihatimizdir ki, Allah kendisinin ve diğer bütün Müslümanların sıkıntılarını gidersin inşallah. Kardeşimiz sorusunda şöyle diyordu;

1-Yaşamış olduğunuz yerde bir kişi daha önce sakallı olup olmadığını araştırıyorlar ve daha sonra onun sakallı olduğu tespit edilir ise gözetim altında tutulup sıkıştırılıyor. Bir kişi her halükarda gözetim altında tutuluyor ve takip ediliyor ise bu kişinin sakalını kesmesin kendisine bir faydası yoktur. Bu kişi bu durumda saklını bıraksın, bolca rabbine dua etsin ve şeriatın emir ve yasaklarını güzelce yerine getirsin.

İslam şeriatının emir ve yasaklarına tam olarak sarılmak sıkıntılardan kurtulmaya bir vesiledir.

Anlatmış olduğun durumunun aynısı Cezayir’de bizimde başımıza geldi. Birçok sıkıntılar ve zorluklar olmasına rağmen görünüşümüzden asla taviz vermedik. 

Hatta öyle durumlara düşen kardeşler oldu ki, sakalını kesme veya hapse atılma ile karşı karşıya kaldı ama kardeşler hapse atılmayı tercih ettiler. Bazıları ise işinden olma veya sakalını kesme ile karşı karşıya kaldılar. Ama kardeşler sakalını kesmemeyi ve işten atılmayı seçtiler. 

Bunun için Cezayir’de aşırı baskı ve gözetimler olmasına rağmen İslami hidayetin simgeleri her tarafta yayıldı. 

Tabii ki bunda en büyük neden, öncelikle rabbimizin fazlı ve daha sonra kardeşlerimizin hak üzerine olan sebatlarıdır. 

Bunun dışında birilerinin iddia ettiği gibi Cezayir hükümetinin baskı ve zulmünü hafifletmesi gibi bir durum asla söz konusu değildir.

2-Bu gibi beldelerde yaşayan kardeşlerimize nasihatimiz dir ki; birbirleri ile bir arya geldiklerinde(sohbetleri/dersleri), birbirlerine sabrı ve hak üzere sebat göstermeye tavsiye etsinler. Soru soran kişinin dediği gibi; sohbetleri, böyle böyle seni gözetiyorlar gibi birbirlerini korkutmadan ibaret olmasın. 

Zaten soru soran kardeş de bundan dolayı böyle bir durum içine girmiş. Bir Müslüman’a doğru olmayan haberler gelebilir ve bundan dolayı zayıf haberlere kulak verme durumu olabilir.

Rabbimizi şöyle buyurmaktadır; “Sabah akşam Rablerine, O'nun rızasını dileyerek dua edenlerle birlikte candan sebat et. Dünya hayatının süsünü isteyerek gözlerini onlardan çevirme. Kalbini bizi anmaktan gafil kıldığımız, kötü arzularına uymuş ve işi gücü aşırılık olan kimseye boyun eğme” (Kehf, 28)

3-Şayet bulunduğunuz yerde durum anlattığın duruma ulaşmışsa, senin halkı zalim olan bu memleketten hicret etmen gerekir.

Kim bu konuda samimi, sadık, azimli, ihlâslı ve tevekkülü Allah’a olursa, o kişinin işlerini Allah kolaylaştıracaktır.

Rabbimiz bu konularda şöyle buyurmaktadır;

“Kendilerine zulmetmekteler iken meleklerin canlarını aldığı kimseler var ya; melekler onlara şöyle derler: “Ne durumdaydınız? (Niçin hicret etmediniz?)” Onlar da, “Biz yeryüzünde zayıf ve güçsüz kimselerdik” derler. Melekler, “Allah’ın arzı geniş değil miydi, orada hicret etseydiniz ya!” derler. İşte bunların gidecekleri yer cehennemdir. O ne kötü varış yeridir “Ancak gerçekten zayıf ve güçsüz olan, çaresiz kalan ve hicret etmeye yol bulamayan erkekler, kadınlar ve çocuklar başkadır”

“İşte bunları, umulur ki Allah affeder; Allah çok affedicidir, bağışlayıcıdır.”

“Allah yolunda hicret eden kişi, yeryüzünde çok bereketli yer ve genişlik bulur. Evinden, Allah'a ve Peygamberine hicret ederek çıkan kimseye ölüm gelirse, onun ecrini vermek Allah'a düşer. Allah bağışlar ve merhamet eder.” (Nisa, 97-100)

Allah’a hamd ve Rasûlü Muhammed’e salât ve selam olsun. Davamızın sonu âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamd etmektir.

Fetva Kurulu 572 görüntülenme | 23 Ekim 2021


Pdf Olarak İndir