Soru - Cevap

Tağuti sistemlerde öğretmenliğin hükmü?

Tağuti sistemlerde öğretmenliğin hükmü?
Tağuti sistemlerde öğretmenliğin hükmü?

SORU

Tağuti Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyen hükümetin okullarında kadrolu ya da özel olarak görev almanın hükmü nedir?

CEVAP

Hamd âlemlerin rabbi olan Allah’a, salât ve selam efendimiz Rasûlullah’a, ehli beytine, ashabına ve yolunu takip eden mü’minlere olsun.

Sevgili kardeşim! Allah seni sevdiği ve razı olduğu şeylere ulaştırsın. Gerek Irak'ta gerekse Irak dışında küfür hükümlerinin uygulandığı, kâfirlerin yönetici olduğu ülkelerde tağuti hükümetlerin emri altında görev almak hüküm itibarıyla aynıdır. Bu hükümetlerde alınan görev için üç durum vardır: Böylesi bir görevde çalışmak konumuna göre ya küfürdür ya haramdır ya da mekruhtur. Böylesi bir hükümette görev alan kişi konumuna göre bu üç hükümden birisi ile muhatabdır. Şayet böylesi bir görev kâfir hükümetleri ve onların yöneticilerini veli edinmeyi, kâfirlerin kanunlarını ve şeraitlerini korumayı, onların hükümlerinin ve hükümetlerinin bekası için destekçi olmayı içeriyorsa, böylesi bir amel hiç şüphesiz açık bir küfür, sarih bir şirk ve zahir bir irtidattır.

Bu görevde yer alan kimse tağutu reddetme şartını yerine getirmemiş ve bozmuştur ki bir kimsenin Müslüman olması ancak bu şartı (tağutu reddetme şartını) yerine getirmesi ile mümkündür. Şayet böylesi bir görev zulüm ve insanların mallarını haksız bir şekilde gaspetme noktasında tağutlara yardım etmeyi, onların işlerini üstlenmeyi içeriyorsa bu da kat'i bir şekilde haramdır ve büyük günahlardandır. Vergi tahsildarlığı ya da gümrük memurluğu yapanlar, tüccar ve çiftciler sıkıntıya girdikleri zaman onlara faizli krediler veren kurum ve kuruluşlarda çalışanlar, faizli alışverişleri yazan ya da buna şahit yapanlar bu ikinci kısma girmektedirler. Böylesi kurumlarda çalışan kimseler tağutu inkar etme, ondan yüz çevirme şartını kemal derecesinde tahakkuk ettirememiştirler. İşlemiş oldukları günah ya da tağutlara bu noktada ettikleri yardım miktarınca imanlarını zayıflatmışlardır. Şayet alınan görev yukarıda saydığımız iki durumdan birisini ya da her ikisini birden kapsamıyorsa ve kesinlikle harama hiçbir şekilde bulaşmak söz konusu değil ise, böylesi bir görevde yer almak ise mekruhtur. Bu tip görevlere, sağlık, ulaşım, mille eğitim ve buna benzer hizmetlerde çalışmayı örnek verebiliriz. Böylesi bir görevi mekruh olarak addetmemizin illeti ise bu görevlerde yer alanlar tağutları sayıca çok göstermekte, onların baskısı altında rezil ve zelil olmaktadırlar. Böylesi bir kimse tağutu inkar etme ve ondan yüz çevirme emrinin müstehab olan kısmını yerine getirmemiştir.

Üstadımız Şeyh Ebu Muhammed El-Makdisî "El-İşraka Fi Sualati-s Suvaka" isimli kitabında şöyle der: "Bizim bütün muvahhid kardeşlerimizden beklentimiz tağutu reddetme ve ondan yüz çevirme emrinin kamil bir şekilde tahakkuk edebilmesi için bu hükümetlerden bütünüyle uzak durması gerekir. Hiç şüphesiz ki her muvahhidin hayat menheci Allah (subhanehu ve teala)'nın şu kavli olmalıdır: 

"Allah'a ibadet edin ve tağuttan sakının." (Nahl, 36) Bu ayet Tevhid kelimesi La İlahe İllallah'ın manasını en açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Tağutu reddetme emrinin bir takım mertebeleri vardır. Bunun ilk adımı ise tağutlara ibadet etmek, ihtiyari bir şekilde tağutlara muhakeme olmak, tağutların anayasalarını, küfür kanunlarını koruyup desteklememek, onların kanunlarına bağlı kalınacağına dair yemin etmek ve buna benzer amellerden kaçınmak tağutu reddetmek emrinin ilk mertebesidir ki bu mertebe imanın aslına dahildir. Kim tağutu reddetme şartının bu ilk mertebesini gerçekleştirmezse, bu ilk adımda yapılması gerekenleri terk ederse imanının aslını bozmuş olur.

2- Tağutu reddetme emrinin ikinci mertebesi ise imanın kemaline dahildir. Tağutlara yağcılıkta bulunmak, onlara kısmen meyletmek, zulümlerinde onlara yardımcı olmak, onların sayısını artırmak gibi masiyet türünden ameller bu ikinci mertebeye dahildir. Böylesi amellerde bulunan kimse tağutu reddetme şartını kamil bir şekilde yerine getirmemiştir, imanın kemalini bozmuştur."

Şeyh Ebu Muhammed tağutu reddetme şartının bu ikinci derecesini zikrettikten sonra şöyle bir dipnot düşmüştür: "Tağutu reddetme şartının ikinci mertebesine dair söylediklerimizden kesinlikle günahları hafife aldığımız, tağutu reddetme şartının ikinci mertebesini yerine getirmemekle işlenilen günahı küçümsediğimiz anlaşılmamalıdır. Bilakis böylesi bir tutum büyük günahlardandır. Ancak bizim burada izah etmek istediğimiz tağutu reddetme emrine muhalif durumlardan kişiyi dinden çıkaran durumlarla dinden çıkarmayan ama büyük günah olan durumları birbirinden ayırt etmektir. Zerre kadar düşünen bir aklı, hisseden bir kalbi olan kimse için Allah (subhanehu ve teala)'nın kâfirlere meyledenlere dair tehdit içerikli şu kavli yeterlidir: "Eğer biz sana sebat vermemiş olsaydık, nerdeyse sen onlara birazcık meyledecektin. O takdirde, muhakkak hayatın da, ölümün de katmerli acısını tattırırdık; sonra Bize karşı kendin için hiçbir yardımcı bulamazdın." (İsra, 74-75)

Buraya kadar yaptığımız izahlar umumen Müslümanların beldelerinde hâkim olan tağutların idaresinde göev almaya dairdir. Ancak tağut Irak hükümetinde görev almak konusuna gelince; malum olduğu üzere bugün Irak'ta büyük savaş mevcuttur. Haçlılarla, onların peşine takılan şirk ehli ile Allah'ın dinininde yardımcıları, tevhidin askerleri arasında harp kızışmış, savaş çığlıkları yükselmiştir. Her ne kadar kişi tağut Irak hükümetinde aslen küfür olmayan ya da günaha da sokmayan bir görevde yer almakla kâfir ve günahkar olmasa dahi böylesi bir günde mücahid kardeşlerini yalnız bırakması, ayni vacip olan cihadı terk etmesi sebebiyle büyük günahkar olur. 

Şeyhul İslam İbn-i Teymiyye (rahimehullah) şöyle der: 

"Dini ve dünyayı ifsad eden saldırgan düşmanları defetmek imandan sonra en önemli vaciplerdendir." (El-Fetava El-Kubra)

Sevgili kardeşim! Biz sana bu fırsatı kaçırmamanı öğütleriz. Dinine ve mücahidlere yardım etmek adına cihad ve tevhid bayrağını yükselten Irak İslam devletinin askeri, onun hizmetkârı ol. Bu yolda kardeşlerinle birlikte savaşmaya güç yetiremiyorsan en azından Irak tağutu kâfirlerinin sayısını çoğaltmak yerine Müslüman kardeşlerinin sayısını artır. Ve kesinlikle bu konuda bir gevşeklik gösterme. Allah'tan bizleri ve seni sevdiği ve razı olduğu amellere sevk etmesini dileriz.

Allah’a hamd ve Rasûlü Muhammed’e salât ve selam olsun. Davamızın sonu âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamd etmektir.

Ebu Nur El-Filistini 802 görüntülenme | 25 Ekim 2021


Pdf Olarak İndir